İki teker hayat

Bundan birkaç yıl önce İstanbul’da satın aldığım Vespa motor hayatımı büyük ölçüde kolaylaştırmıştı. O dönem Anadolu yakasındaki evimden Avrupa yakasına her gün işe gidiyordum. O tatlı lacivert LX150 ilk motorumdu ve bana birinci köprüde kazandırdığı vakti, güzel havalarda boğaz şeridinde yaşattığı keyifli anıları unutmam asla mümkün değil. Sonra bu tatlı motorumu neredeyse aldığım fiyata askerlik öncesi sattım. Bunun bir sebebi artık biraz daha güçlü bir motor istemem ve motorun aylar boyu atıl kalmasını istemiyor olmamdı.

Bu bir hastalık mı?

İki tekerin büyüsü gerçekten bambaşka. 18 yaşımda aldığım ehliyet sadece otomobil ehliyetiydi; bu büyü beni ilerleyen yaşlarımda motor ehliyeti almaya da itecekti. Şimdi ise bir tutkun diyemeyeceğim ama iyi bir motor sevdalısıyım. Özellikle İstanbul trafiğinde -eğer kar kış kıyamet olmazsa- size sunduğu avantajlar saymakla bitmez. Trafik yok, park yeri problemi yok, mevcut akaryakıt fiyatlarını düşündüğümüzde motor ile seyahat çok daha ekonomik.

Bana da yakın çevremden (aslında her şey Şahin’in kırmızı Vespa’sı ile başladı) sirayet eden bu motor merakı bugüne dek biraz mesafeli durduğum bir konuydu. Pek güvenli bulmuyordum. Ancak şimdi dönüp baktığımda en azından kendimi daha ayakları yere basan bir sürücü olarak görüyorum. Ama asla kendime çok güvenmiyorum, motor çok dikkatli olmanız gereken, vücudunuzu kaporta olarak kullandığınız, ekipmandan asla taviz ve tasarruf edemeyeceğiniz bir araç. Ne yalan söyleyeyim, benim de eskisi kadar hız merakım yok. Şimdi ise işin işlevselliği ve keyfindeyim açıkçası. Durum böyle olunca, biraz daha uzaklara seyahat etmek adına daha güçlü bir motor arayışım daha şimdiden başladı, İstanbul’a dönmeme ve yeni sezona aylar var ama olsun!

Karar aşaması

Önceki motor deneyimim ister istemez beni bazı konularda tecrübelendirmişti. İkinci motorumu almaya niyetlendiğim şu günlerde daha rasyonel olma parolası ile yola çıkıyorum. Bir kere en önemlisi bu motor şehiriçi tüm ihtiyaçlarıma cevap verebilmeli. Bundan kastım sabah işe git ve akşam eve gel. Buradaki en büyük konfor, motor sayesinde trafik sıkışıklığından etkilenmiyor olmam, İstanbul’da bile olsam. Bir diğer ihtiyacım ise hafta sonları yaptığım ve bazen grupça çıkılacak geziler.

Tüm bu doneler beni yeni bir motor arayışına itti. İlk göz ağrım Vespa modelleri sunduğu özelliklerle epey pahalıydı, teknolojik olarak biraz daha önde olan, lansmanı da yeni yapılmış olan Honda Forza 250 bir hayli ilgimi çekti. Bu motorun lansmanı yeni yapılmış ve Türkiye’ye de yeni gelecekti. Akranlarına göre biraz daha fiyatlı olsa da, pek çok özelliğiyle beni cezbetmeyi başardı ve rakiplerden sıyrılarak almak istediğim motor oldu.

Kendime rota…

Ben nedense insanların hedefleri olması, bu hedeflere ulaştıkça kendine yeni hedefler koyması gerektiğine inanıyorum. Ömür böyle geçiyor. Bugüne kadar yaşadığım tecrübeler, ben bir hedef koyduğumda bu hedefi yazılı olarak kaleme alıyorsam, onlara daha kolay eriştiğim durumları keşfettim. Psikolojide bir tabiri var mıdır bilmiyorum ama, koyduğunuz hedefi benimsedikçe, ona varmanız daha çok kolaylaşıyor. Bu yüzden iş hayatında da ulaşılabilir hedefler koymanın çok önemli olduğuna inanıyorum.

İnsanların genellikle hedeflerini, amaçlarını, varış noktalarını pek dillendirmezler. Bunu pek anlamlı bulmam. Sonuçta bir hedef belirlemek, bu hedef için çalışmak oldukça anlamlı. Sonunda o hedefe varamamış olsanız bile, yaşadıklarınız büyük bir tecrübe. Benim tek tavsiyem, hedeflerinizi ulaşılabilir belirleyin, elinizden gelenden fazlasını yapmaya çalışın ve peşlerini bırakmayın. Sonunda hedefe varmanız, tesadüf olmasın. Her şey yolunda giderse, önümüzdeki ilkbaharda yeni motorumla birlikte bekle beni Bozcaada

10 Eylül 2018